Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel partisinin TBMM‘de dün gerçekleşen grup toplantısında konuştu. Özel net açıklamalara imza attı:
“MUHALEFETTE BİR ÖZGÜVEN PATLAMASI, İKTİDARDAYSA DİZLERİN TİTREMESİ SÖZ KONUSU; HODRİ MEYDAN, CESARETİNİZ VARSA ÇIKIN KARŞIMIZA”
“MEHMET ŞİMŞEK’İN EĞİP BÜKMEDEN SÖYLEMESİ GEREKEN ŞUDUR; TÜRKİYE’DE ‘SAVAŞFLASYON’ YOK, ‘DARBEFLASYON’ VAR”
“ALKIŞLAYIN BAKANIMIZI ‘DOKUNULMAYANA DOKUNUYOR’”
“FURKAN TORLAK BU SEFER BİZE DEĞİL; SİZİN HAYSİYETİNİZE SALDIRDI. SUSUN DA GÖREYİM”
“ÜMİT ERKOL ANKARA İL BAŞKANIMIZ OLDUĞU İÇİN TUTUKLANMIŞTIR. LAMI CİMİ YOKTUR”
“EVLATLARI 8, 10, 15 YAŞINDA VERESİYE DEFTERİYLE TANIŞTIRANLARI MİLLETİN ELİNDEN HİÇBİR ŞEY KURTARAMAYACAK”
“GEREKİRSE BOYNUMUZU VERECEĞİZ AMA ASLA BUNLARA BOYUN EĞMEYECEĞİZ”
CHP Genel Başkanı Özel konuşmasına şu şekilde devam etti:
FATURA HEP MİLLETİMİZE KESİLDİ
“2018 yılından bu yana bitmeyen bir ekonomik kriz yaşıyoruz. O tarihten beri ağır bir enflasyonun, hayat pahalılığının yaşandığı, alım gücünün günden güne eridiği bir ülkedeyiz. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilmesi ile birlikte kararların tek elde toplandığı, denetimin zayıfladığı, keyfiliğin arttığı, kurumların ve kuralların hiçe sayıldığı, en önemli kurum olan, milletin eliyle oluşturduğu, onun adına denetleyen ve onun adına var olan Meclis’in dahi sesinin kısıldığı bir sürecin içinde büyük bir gerileme yaşadık. Hem demokratik olarak, hem ekonomik olarak. Önce ‘Yanlış, ben bilirim’ diyen, ‘En iyisi benim’ diyen, ‘Ben ekonomistim’ diyen; liyakate, tecrübeye, eğitime önem vermeyen; hem burnunun dikine giden, hem de bunu maksatlı yapan birisinin yanlış ekonomi ve faiz politikaları ile önce zayıfladık. Ardından pandemiye kırılgan bir ekonomiyle yakalanmanın ağır bedelini ödedik. Maalesef fatura hep milletimize kesildi. Örneğin pandemide enflasyonu yüzde 2’den 4’e çıkan ülkeler telaşa düştüler, faizi yüzde 5’e çıkarıp, paranın harcamaya ve enflasyona ya da ‘Para değer kaybediyor, bir an önce bir şeyler alayım’ hissiyatıyla bir enflasyonist dalga yaratmasına mani oldular. Yüzde 3 olan enflasyon yüzde 6 oldu, yüzde 6,5’ten döndü. Yüzde 4 olan yüzde 8 oldu, yüzde 9 olmadan döndü. Ama bizim tek haneli olacak enflasyon en iyimser TÜİK’in rakamlarıyla yüzde 86’lardan döndü. Halen daha da vatandaşın yıllık yüzde 50’nin üzerinde yaşadığı, hissettiği; TÜİK’in yüzde 30’larda ölçtüğü bir enflasyonla muhatabız.”
BU FOTOĞRAF TÜRKİYE CUMHURİYETİ’Nİ YÖNETENLERİN UTANCIDIR
“Ekonomik krizin boyutunu iki örnekle göstereceğim. Örneklerden bir tanesi çok hazin. O Ulus’ta hani evde kalacak kadar kira olmadığı için geceliği 100 – 200 lira olan korkunç otellerde kalan emeklilerin gündüzleri dolaştığı Ulus’ta bir hayırsever elma dağıtmaya kalkıyor. Burada emeklilerin arasındaki ücretsiz belki 1 kilo bile değil; bir – iki tane elma için giriştikleri mücadele, ortaya çıkan hazin tablo hepimizi derinden yaralamıştır. Bu emekliler çalıştıkları zaman bu elmayı kasa kasa alan, onlar çalışırken Türkiye Cumhuriyeti emeklilerinin bırakın bir tek elmaya, hiç kimseye muhtaç olmadıkları bir dönemden geliyor. Bu fotoğraf Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetenlerin utançlarıdır. Bu Cumhuriyet’i kuranlar olarak ve bu fotoğrafa bakınca yüreği yananlar olarak söz veriyoruz ki bu iktidar değişecek ve bir daha kimse Türkiye’de böyle bir fotoğrafın parçası olmayacak.

OKULDAKİ ÖĞRENCİLER TOST YİYEMİYOR
“Bu kürsüden daha önce ‘40 ekonomistin anlatamayacağını, bir bakkalın 40 sayfalık veresiye defteri anlatır’ diyerek o veresiye defterini açmıştım. Geçtiğimiz gün arkadaşlar başka bir veresiye defteri getirdiler. Gerçekten okuldaki veresiye defterini, insan 11-A’daki Ziya’nın 75 liralık borcunu, Lara’nın 15 liralık borcunu, 9-B’deki Filiz’in 20 liralık borcunu, 9- A’daki Fethiye’nin 43 liralık borcunu, Servet’in 10-A’daki 60 lirasını, Masal’ın 75 lirasını, Alper’in 35’ini, Ravza’nın 40’ını, 9-B’deki Ecem’in 25 lirasını görünce ne diyeceğini şaşırıyor. Diğer yandan bugün veresiye defterlerinde 15 liralık çayı görüyorsunuz. 25 liralık kahve görüyorsunuz. İki tane poğaça görüyorsunuz, 65 lira. Dayanmak zor ama yarım kaşarlı görüyorsunuz. Bu ülkenin kantinlerinde, bu ülkenin evladına bir kaşarlı tost alamayacak kişiye tostu yarımdan kesip 50 liraya bir çocuğa tost verildiğini, onun da veresiye kaydedildiğini görüyorsunuz. Evlatları 8 yaşından, 10 yaşından, 15 yaşından bu defterle tanıştıranları, evlatlarımızı veresiye defterlerine düşürenleri sonra da bir tarafta kendi sefalarınızı sürenleri, bu milletin elinden hiçbir şey kurtaramayacak, hiçbir şey kurtaramayacak.”

HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ KONUSUNDA REKABET OLMAZ
“Bir ülkenin siyasi partileri elbette yarışacak. Elbette farklı planlarımız ve programlarımız olacak. Ekonomide farklı çözüm önerilerimiz olabilir. Tartışırız, seçmen nezdinde yarışırız. Tarım politikalarında farklı düşünebiliriz. Sağlık, eğitim politikalarında farklı önerilerimiz olabilir. Ulaşımda, altyapıda, finansmanında, projelendirmesinde farklı düşünebiliriz. Ama günün sonunda hepimiz çıkarız, milletin terazisinde tartılırız, sonuca razı geliriz. Demokrasi ve sandık bunun için vardır. Fakat bazı meseleler var ki rekabet değil; onun için birlikte mücadele ve onun için bir toplumsal uzlaşı, toplumsal mutabakat gerekir. Bu ülkede adil ve demokratik rekabet olacak mı olmayacak mı? Bu ülkede hukukun üstünlüğü olacak mı, olmayacak mı? Bu konuda rekabet olmaz. Bu konuda sandığı alıp gidenlere, yargıyı kendine bağlayanlara karşı ortak mücadele ve ‘Biz iktidar olunca o yargıyı biz ele geçireceğiz’ değil, ‘Biz iktidar olunca bir daha kimsenin ele geçiremeyeceği bir bağımsız yargı tesis edeceğiz.’ ‘Biz iktidar olunca medyayı biz ele geçireceğiz’ değil. Kısır döngü o. Bitmiyor. ‘Biz iktidar olunca kimsenin ele geçiremeyeceği bir basın, bir medya düzeni kuracağız. Bunu tesis edeceğiz’ demek, işte o demokratların birlikte mücadele ve uzlaşı alanıdır.
ANAYASA HEPİMİZİN GÜVENCESİDİR
“Tüm vatandaşlar, tüm kurumlar bizi bir arada, burada oturtan ne huzurla? Mesela şu arkadaki amcam nasıl böyle huzurla oturabiliyor, Afyon’dan gelmiş. Ya şimdi evine girseler, yağmalasalar ne olur? Arkadaki teyzem nasıl huzurla oturabiliyor. Çocuğunu, torunu kreşe bırakmış, gelmiş. Ya orada birisi gitse, ‘Bu çocuk benim’ deyip alıp sürükleyip gitse? Hepsinin güvencesi burada. Bu anayasada. Bu anayasa; malın, canın, namusun, birlikte yaşamanın güvencesidir. Bu anayasada mülkiyetin hakkı vardır. Afyonlu amcamın tapusu buna göre basılmaktadır. O tapuyu koydun mu polisin önüne, jandarmanın önüne o eve dadanan hırsızı, o eve gidip de ‘Burası benim’ diye çökecek adamın alnını Mehmetçik karışlar amcam gibi. Teyzemin torununu kolundan kimse götüremiyorsa, o evladın o sabinin canı devlete emanettir. Aha bu anayasa sayesinde. Hepimizin namusu bu anayasaya emanet. Kimse haramilere karşı eşini, evladını, kızını, gelinini, çocuğunu koruyacak güçte olamaz. Ama Allah’tan Türk polisi var. Türk jandarması var. Sınırı koruyamazsın, Türk’ün askeri, Türkiye Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetleri var. İşte bu yüzden bu memlekette huzur var. Bu memlekette birlikte yaşama umudu var. Hepimizin borçlu olduğu bu anayasanın altında Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün imzası var. Toplum sözleşmesi bunun adı. O yüzden toplanıp da birbirimizin gırtlağına çökmüyoruz. Birlikte yaşama iradesinin, kuralların adı. Daha iyisi yazılır mı? Yazılı. Ne zamana kadar? Biz rıza gösterdikçe, biz oy verdikçe. O güne kadar herkesi bağlar. Daha iyisini istersek hep birlikte yaparız. Buraya yazarız. Oyunu verir, kitaba basarız. Ama o güne kadar sen ‘Ben bu sayfasına inanmıyorum’, gelir alırlar evini elinden. ‘Ben bu sayfasında yokum’, torunu sürükleyerek götürürler. ‘Ben bu sayfasını istemiyorum’, bankaya parayı yatırırsın geri vermezler. İşte o zaman anayasal düzen gitti mi, her şey gider. Bu anayasanın bir maddesinden sen, birinden ben, birinden Sayın Erdoğan vazife alır. Cumhurbaşkanı ile ilgili sayfaya ‘he’ deyip de Meclis’i yok sayamazsın. Anayasa Mahkemesi’nin bağlayıcılığını kabul etmeyip de öbür sayfadan güç alamazsın. İşte bugün ülkeyi yönetenlerin, güç zehirlenmesine uğramış olanların temel çelişkisi budur.”

BAŞIMIZI EĞMEYECEĞİZ AMA GEREKİRSE BAŞIMIZI VERECEĞİZ
“Son sözüm şudur: Türkiye ne zaman sıkışmışsa, bir sandıkta nefes almıştır. Türkiye’nin bu ara dönemde bir nefese ihtiyacı vardır. Bu millet artık sözünü sandıkta söylemek, bir devri kapatmak, yeni bir devri başlatmak istemektedir. Bu ara dönemden çıkışın yolu, ara seçimdir. Bu zor günlerde demokrasimiz için ara seçim; emeklimiz ve emekçimiz için ara zam olmazsa olmaz talebimizdir. Yürüyeceğiz, durmayacağız, çalışacağız, yorulmayacağız. Gerekirse boynumuzu vereceğiz ama asla bunlara boyun eğmeyeceğiz. Türkiye’yi seviyoruz, partimizi seviyoruz, Genel Başkanından en yeni üyesine kadar, milletvekilinden il başkanına kadar, bu ülkeyi kurtarmak için boynumuz kıldan incedir. Başı eğmeyeceğiz. Ama gerekirse başımızı vereceğiz. Bu ülkeye baş eğdiremeyeceksiniz. Tayyip Erdoğan’a söyleyin. Tayyip Erdoğan’a söyleyin. Cumhuriyet Halk Partisi’nin 100 yıl sonraki bir kez daha bu ülkeyi kurtarmaya ant içmiş neferleri var, evlatları var. Yolumuz açık olsun. Yolunuz açık olsun. Yürüyelim arkadaşlar.”
















