1970’li yılların sonunda İran’da devam eden “Şah karşıtı” protestolar, 1 Şubat 1979’da Fransa’da sürgünde olan Ayetullah Ruhullah Humeyni’nin İran’daki Mehrabad Havalimanı’na inmesiyle birlikte sonuca ulaştı. Türkiye, Irak ve Fransa’daki sürgün yıllarının ardından Air France uçağı ile ülkesi İran’a dönen Ayetullah Humeyni, İran halkı tarafından coşkuyla karşılandı. Sadık Halhali, Ebu’l Hasan Beni Sadr, Sadık Kutbizade gibi birlikte aynı uçakta bulunan Humeyni, uçaktan inen ilk isim oldu. Humeyni’ye yanında eşlik eden isim ise dava arkadaşlarından biri değil, Fransa sürgününde tanıştığı ve derin bağlar kurduğu Fransız asıllı Gerard Jean Fabien Bataouche’tu.
“MAVİ TAKIM ELBİSELİ ADAM”
Gerard Jean Fabien Bataouche, 1943 yılında Cezayirli bir baba ve Fransız bir annenin çocuğu olarak Cezayir’de dünyaya geldi. Küçük yaşlarda Cezayir’den Fransa’ya göç eden Gerard Bataouche, 1979 yılında Air France uçağı ile İran’a gelmeden önceki hayatıyla ilgili çeşitli spekülasyonlar yer aldı. Bu spekülasyonlardan biri 1979 öncesi Fransız basınında çalışan bir gazeteci olarak ortaya atılırken bunun yanı sıra polis memuru, 1 Şubat 1979 tarihinde Ayetullah Ruhullah Humeyni’yi taşıyan Air France uçağının özel hostes ya da yardımcı pilotu olduğu iddia edildi. Ancak Bataouche, İslam Devrimi Belgeleri Merkezi’ne verdiği röportajda Ayetullah Humeyni’nin 116 günlük Fransa sürgününde kişisel koruması olarak görev yaptığı ve zamanla Humeyni’ye derin bir yakınlık kurarak daima yanında yer aldığını ifade etti.
Humeyni’nin Fransa’daki 116 günlük sürgünde yer aldığı bölgeye atıfta bulunan Air France şirketine ait “Neauphle-le-Chateau” isimli uçağı 1 Şubat 1979 sabahı İran Mehrabad Havalimanı’na iniş yaptı. Uçakta İran İslam Devrimi’nin başrolündeki Ayetullah Humeyni’nin yanı sıra oğlu Ahmed Humeyni, İran İslam Devrimi’nin ilk cumhurbaşkanı Ebu’l-Hasan Beni Sadr, daha sonra dışişleri bakanlığı yapacak olan Sadık Kutbizade, devrimin önde gelen teorisyenlerinden Ayetullah Murtaza Mutahhari, din adamı Hasan Lahuti Eşkavari ve Devrim Mahkemeleri Hakimi Şeyh Sadık Halhali yer aldı. Ancak uçağın piste inişiyle Ayetullah Humeyni bu isimlerin yardımıyla değil mavi takım elbiseli birinin eşliğinde indi. Humeyni’yi sağ kolundan tutarak eşlik eden adam Şah Rejimi tarafından Humeyni ile birlikte İran’dan sürülenlerden değil, sürüldükleri Fransa’dan bir isim olan Gerard Jean Fabien Bataouche’un ta kendisiydi.

“HER ZAMAN İMAM’IN YANINDAYDIM”
116 günlük Fransa sürgününde Fransız hükümeti, siyasi sığınmacı konumunda bulunan Ayetullah Humeyni’nin korunması için birkaç özel koruma polisi gönderdi. Bataouche’un anlatımına göre Humeyni, kendisi hariç hiç kimseyi kabul etmediğini ve bunda Humeyni ile tanışma sohbetinde Farsça konuşmasının etkili olduğunu söyledi. Bu durumu Bataouche, İslam Devrimi Belgeleri Merkezi’ne verdiği röportajda şöyle açıkladı:
“İmam Humeyni Paris’e geldiğinde, Fransız polisi İmamı korumak için birkaç kişi gönderdi, ancak Sayın Humeyni sıra bana gelene kadar hiçbirini kabul etmedi. O ilk görüşmede, benimle Sayın Humeyni arasında bir bağ kuruldu ve Farsça da konuştuğum için bu bağ daha da önem kazandı. İmamın Nouvel-le-Chateau’daki 116 günlük kalışı boyunca, her zaman İmam’ın yanındaydım.”

“SANKİ MESİH HAZRETLERİ GÖRÜNMÜŞ GİBİYDİ”
Ayetullah Humeyni’nin 1 Şubat 1979 sabahı İran’ın Mehrabad Havalimanı’na inişinde kendisine eşlik ettiği anları ve halkın o anki heyecanını anlatan Bataouche, verdiği demeçte, “Sayın Humeyni’nin İran’a gelmesi gerektiğinde, o tarihi uçuşta onunla birlikteydim ve uçak Mehrabad Havaalanı’na inmek üzereyken özel bir üniforma giymiştim. İmam uçağın merdivenlerinden inerken, İmam’ın elini tuttum ve İmam da benim elimi tuttu. Merdivenlerden aşağı indik – tuhaf bir gündü. Sanki Mesih Hazretleri görünmüş gibiydi” ifadelerine yer verdi.

“’REZA’ İSMİNİ ALDI”
İran’a geldikten kısa bir süre sonra İslamiyet’e geçtiğini belirten ve “Reza” ismini alan Bataouche, İslam Rejimi döneminde de İran adına faaliyet gösterdi. Bita Ahi adında İranlı bir kadınla evlenen Reza Bataouche, bu evlilikten bir erkek ve bir kız çocuğuna sahip oldu. 1980’lerin sonunda boşanan Bataouche, evliliğinin sona ermesiyle birlikte sefil bir hayata sürüklendiğini ve hatta eşinin “hayatını çaldığını” söyledi. Boşanmasının ardından yokluk içinde ve zaman zaman yakınlarının yanında kaldığını belirten Bataouche, çocuklarının ise Amerika-İran arasında düzenli olarak gidip geldiğini ifade etti.

İslam Devrimi Araştırma Merkezi’nin raporuna göre Reza Bataouche, İran adına çeşitli görevler ve arabuluculuklar yaptı. 1979’dan itibaren on bir yıl boyunca İmam Humeyni’nin – özellikle Irak-İran savaşında – askeri işlerden sorumlu danışmanı, 1995 yılında İran Tirdam Tarım-Sanayi Şirketi’nin katılımıyla Fransa’daki Esaba (ESBA) hayvancılık ve süt ürünleri sanayi projesine katılım desteği, 1978’den sonra yol ve inşaat mühendisi olarak Mostafa Chamran ile kültürel ve kalkınma işbirliği, 1980 yılında Halhali’nin emriyle Fransa’daki Peugeot ve Renault şirketlerinin otomobil üretim işlerine ilişkin soruşturma ve inceleme konusunda İran Devleti’ne danışmanlığı gibi görevlerde bulundu.

“HOSTES BİR CASUSTU”
Gerard Bataouche’un 2009 yılında İslam Devrimi Belgeleri Merkezi’ne verdiği röportajın yanı sıra devrimin yıldönümünde, 12 Şubat 2009’da, Fransız Le Figaro Gazetesi’nin “Gizli Dosyalar” bölümünde yayımladığı “Humeyni’nin Tahran’a dönüşü: Hostes bir casustu” isimli haberinde Bataouche için şu ifadelere yer verdi:
“Görüntü dünyayı dolaştı. Ayetullah Humeyni, İslam devriminin babasının 30 yıl önce, 1 Şubat 1979’da Tahran havaalanında 747’nin merdivenlerinden inmesine yardım eden bir Air France hostesinin kolunda, zaferle dönüşü. Aslında lacivert üniformalı adam, sürgüne gidişinden on beş yıl sonra İran kalabalığını ateşe verecek olan bu ayetullah hakkında bilgi toplamakla görevli bir Fransız istihbarat teşkilatı ajanıydı.”

“İSLAM DEVRİMİ’NİN ZAFERİNİN YILDÖNÜMÜNDE FRANSIZLARIN YAPTIĞI SAHTEKARLIK”
Le Figaro’nun bu haberinin ardından İranlı araştırmacı Hamid Davoudabadi bir gün sonra, 13 Şubat 2009’da Bataouche ile alakalı “İslam Devrimi’nin Zaferinin Yıldönümünde Fransızların Yaptığı Sahtekarlık” başlığıyla bir rapor yayınladı. Davoudabadi’ye göre Bataouche, Le Figaro’nun da kaydettiği gibi bir casustu ve İmam Khomeini’nin koruması olduğu iddiası tamamen asılsızdı. Hamid Davoudabadi’ye göre Bataouche ile ilgili iddialar bunlarla sınırlı kalmamakla birlikte Bataouche adına önemli olayın 1982 yılında İranlı üç diplomat ve bir gazetecinin Lübnanlı Falanjist güçleri tarafından kaçırılarak İsrail’e teslim edilmesi olayı olduğunu kaydetti.
Davoudabadi’nin iddialarına göre; Lübnan’daki İran ataşeliğinde askeri ataşe olarak görev yapan Ahmad Motevaselian, geçici maslahatgüzarlık görevinde bulunan Seyed Mohsen Mousavi, büyükelçilik çalışanı Taghi Rastegar Moghadam ve IRNA foto muhabiri Kazem Akhavan’ın Lübnanlı aşırı sağcı Falanjist komutan Samir Geagea kontrolündeki güçler tarafından Lübnan’ın kuzeyinde bulunan El-Berbera bölgesinde alıkonuldu. İsrail, her ne kadar kendileriyle o dönem ittifak halinde olan Falanjist güçlerin dört İranlı’yı infaz ettiğini belirtse de İran, kaçırılan dört İranlının İsrail hapishanelerinde tutulduğunu ileri sürdü.
Davoudabadi’nin demecine göre; Bataouche, kaçırılan dört İranlı’nın İsrail hapishanelerinde tutulduğunu ve kendisinin İsrail ile arabuluculuk yaparak rehinelerin serbest kalmasını sağlayabileceğini iddia etti. Reza Bataouche, bunun karşılığında ise evliliğinin sonlanmasının ardından sefil bir hayat sürmesi ve bunun son bulması amacıyla bir ev, İran pasaportu ve kimliği talebinde bulundu. Ancak Davoudabadi’ye göre tüm bunlar Bataouche aracılığıyla Fransız istihbaratının İran’a yönelik bir komplosundan ibaretti.

“FRANSIZ’I YENİ BİR KOMPLOYA DAHİL ETMİŞTİ”
Davoudabadi, Bataouche’un ilgili komplosunu 13 Şubat 2009 tarihinde yazdığı bir yazıda şöyle açıkladı:
“Yedi yıl önce, 2002 yılının Ocak ayının başlarında, 5 Temmuz 1982’de Lübnan’da işgalci rejimin Falanjist güçleri tarafından Ahmed Motavaslian, Taghi Rastegar ve Seyyed Mohsen Mousavi ile birlikte esir alınan İslam Cumhuriyeti Haber Ajansı gazetecisi Kazem Akhavan’ın yeğeni Şahrokh Soltan Ahmadi, Seyyed Mohsen’in oğlu Seyyed Raed Mousavi’nin, dört İranlı rehine hakkında yeni bilgilere sahip olduğunu iddia eden bir Fransız’ın telefon numarasını verdiğini söyledi. Sonradan anlaşıldığı üzere, Seyyed Mohsen’in kardeşi Seyyed Hossein Mousavi, bu Fransız’ı yeni bir komploya dahil etmişti.
Şahrokh’un dediği gibi, bu kişinin adı “Reza Bataouche” idi. Cep telefonu numarasını aldım ve birkaç aramadan sonra, Farsçayı oldukça iyi konuşan bu kişiyle görüşmeyi başardım. Aynı akşam buluşmak üzere anlaştık. Buluşma yeri olarak Sepah Meydanı (günümüz Humeyni Meydanı) yakınlarındaki bir lastikçinin ikinci katını belirledi. Buluşma için böyle bir yer belirlemesi bana da garip geldi.
Öğleden sonra saat 3’te buluşma yerine gittim. Lastiklerin ve yoğun petrol kokusunun ortasında bir köşeye oturduk ve konuşmaya başladı. Falanjistlerin kontrolündeki Doğu Beyrut bölgesinde, İranlı rehinelerin her birini birkaç hücreli bir hapishanede gördüğünü iddia etti. Falanjistlerin, İran’dan bir petrol gemisi karşılığında onları serbest bırakmaya hazır olduklarını söyledi.
Rehinelerle ne zaman görüştüğünü sorduğumda, 1996 yılında olduğunu ve o zaman, iddialarının aksine, Falanjistlerin eskiden sahip oldukları güce sahip olmadıklarını, hapishaneleri veya kışlaları olmadığını söyledi. Daha fazla soru sorduğumda, Beyrut ve Lübnan’daki durum üzerinde tam kontrolüm olduğunu fark etti ve gözleri kapalıyken o yere götürüldüğünü ve başka hiçbir şey hatırlamadığını söyledi.”

“MESLEĞİNİN FRANSIZ BASININDA GAZETECİLİK OLDUĞUNU SÖYLEDİ”
Davoudabadi yazısının devamında şu şekilde devam etti:
“Bana tam adını “Gerard Jean Fabian Bataouche” olarak yazan Reza Bataouche, mesleğinin Fransız basınında gazetecilik olduğunu ve İmam Humeyni “Nouvelle-Le-Chateau”da görev yaparken kendisinin de orada bulunduğunu, hatta İmam’ın İran’a geldiği uçakla gazeteci olarak Tahran’a geldiğini ve o zamandan beri İran’da kaldığını söyledi.
Bataouche, İranlı karısının evini ve hayatını ele geçirdiğini ve artık her gün birinin yanında yaşadığını söyledi. İranlı rehinelerin serbest bırakılması karşılığında bir ev ve en önemlisi bir İran pasaportu ve kimlik kartı almak için İsrail’e gidip arabuluculuk yapmaya hazır olduğunu iddia etti.
Bir süre sonra, Hacı Ahmed Motavaslian’ın yoldaşlarından biri olan “Hosravinejad”, Seyyed Raed Mousavi’nin Fransız’ı, o zamanlar Gaziler Örgütü başkanı olan ve Hacı Ahmed’in yoldaşlarından biri olan Pahlavi “Nosrat Kashani”ye götürdüğünü ve bu Fransız’ın onu fena halde dövdüğünü söyledi. Hosravinejad’ın önerisiyle Pahlavi Kashani’ye gittik.
Ona Bataouche’un Aosh’un tüm iddialarını anlattım ve aynı zamanda tüm iddialarını da çürüttüm. Kashani ise şöyle dedi:
“Ben de ondan şüphelenmiştim. Bu yüzden İstihbarat Bakanlığı’nın karşı istihbarat görevlilerine onun üzerinde çalışmaları talimatını verdim.”
İlginç olan şu ki, Kashani, Bataouche’un arabuluculuğu ve Hacı Ahmed’in serbest bırakılması karşılığında önceden adına bir ev kaydettirmeyi kabul etmişti ve hatta üst düzey güvenlik yetkililerinden biri de İran pasaportu ve kimlik kartı sorununu çözmeye istekli olacağına söz vermişti.
Kısacası, döktüğüm suyla Bataouche’un tüm telleri pamuğa dönüştü.”

“CIA”İN AJANI OLAN BU CASUS, GAZETECİ OLARAK ÇALIŞIYOR VE HER ZAMAN İMAM’IN YANINDA”
Olaydan birkaç gün sonrasını anlatmaya devam eden Hamid Davoudabadi:
“Birkaç gün sonra, tesadüfen, devrimin ilk günlerinde İmam’ın yanında birkaç saat geçirmiş ve daha sonra yurt dışına kaçmış bir kişinin anılarına rastladım. Kitaptaki sayısız saçmalığın yanı sıra, bir bölümünü çok ilginç buldum.
İddialarının bir bölümünde, İmam’la birlikte Fransa’dan Tahran’a giden uçakta bir casusun bulunduğunu söylüyordu. Ona göre, doğrudan Amerikan istihbarat teşkilatı “CIA”in ajanı olan bu casus, gazeteci olarak çalışıyor ve her zaman İmam’ın yanında görünüyordu.
Hemen Nosrat Kashani’ye gittim ve ona kitaptan ve İmam’ı taşıyan uçakla Fransa’dan Tahran’a gelen casus muhabirden bahsettim. O da şöyle dedi:
“Bu arada, arkadaşlarım bana onunla hiçbir şekilde iletişim kurmamamı söylediler çünkü casusluk sorunu var.”
En ilginç olanı ise, İslam Devrimi’nin zafer yıldönümünde, “İslam Devrimi Belgeleri Merkezi”nin internet sitesinin, düşüncesizce bir hareketle, “İmam’ın Özel Koruması” başlığı altında, eskiden Fransız güvenlik güçlerinin bir parçası olduğunu iddia eden “Reza Bataouche” ile bir röportaj yayınlamasıdır. Daha da kötüsü, İmam’ın elini tutarak uçaktan inen ve bugüne kadar öldüğü söylenen kişinin kendisi olduğunu ve namazı okumaya başladığını iddia etmesidir. Elbette bu iddia tamamen yalandır.
Fransız hükümeti tarafından İmam’ın koruması olarak atandığını iddia etmesi ve İmam Baba ile olan bağlantısından bahsetmesi, kendisiyle faaliyetlerini birkaç kez görüşmüş olan bana çok garip geldi.”
“HUMEYNİ’NİN YANINA DEFNEDİLDİ”
Tüm bu iddialarla birlikte Gerard “Reza” Bataouche, 14 Ocak 2015 tarihinde İran’da vefat etti. Mezarı Ayetullah Humeyni’nin türbesinin de yer aldığı Beheşt-i Zehra Mezarlığına, Humeyni’nin yanına defnedildi. Mezar taşında, ismi “Bernard’ın oğlu Gerard” olarak yazıldı.














