Yoksa Onlar Yok Mu? 1997 Six Degrees İnsanlığın dijital ortamdaki ilk arkadaşlık sitesi. Böylece Six Degrees ile başladı hayatımızda sanal alem. Evre evre ilerlendi. Önce MSN, sonra Facebook, Twitter, Instagram ve TikTok ile günümüze kadar gelindi. Strateji belliyle hızlı etkileşim, çok kolay kullanım. Böylece sanal alem gelişimini ve kitlesini akıl almaz ölçüde katladı. Her eve, her cebe girdi. Temas etmediği göz kalmadı. Bu mecraların kullanım kolaylığı, etkileşimdeki hızı ve en önemlisi kazanç sağlama imkanı. Bunlar herkesin ama herkesin foyasını ortaya çıkardı. O yıllarca tanıdığımız komşu Neriman teyzenin, mahalle esnafından Sami amcanın, okuldaki öğretmenin, muayenedeki doktorun, odasından çıkmayan ergenin ve hatta seksenlerindeki hacı amcanın ya da teyzenin. Kimi hünerlerini sergiledi, kimi yerine utanılası hareketlerini her gün bir yenisini ekledi. Ne trajikomik sahneler, ne acınası haller ya da fitne fücürü içerikler. Her anı rezalet başlığına yakışacak korkunç görüntüler. Hayret etmemek elde değil.
Aslında yok mu? Yoksa? Yoksa onlar sadece sanal alemde mi varlar? Görünür olmak, ne şekilde olduğu önemli olmadan sadece görünür olmak. Beğenilerek, onaylanılarak, eleştirilerek, küçümsenip hatta belki de linçlenerek. Amaca giden yolda değerlerini bir bir bırakarak. Farfarcı demek gerek onlara. Gürültü çıkaran, gürültü eden, varlığını göstermek için, görünür olmak için basit numaralar çeken. Gözalıcı hayatlarının var olduğuna inanıp, janjanlı kombinleriyle en mahremini paylaşmaktan çekinmeyen hırs abideleri, en egzotik lezzetleri tattığına inanan küçük insanlar. Bali tatilimiz başlığıyla milyon tane fotoğraf çekilip formalite seyahatleriyle şov yapmaya çalışan gösteriş düşkünleri. Daha çok etkileşim kaygısıyla dakikalarca yemeğinin fotoğrafını çekenler, çocuğuyla iletişimini sadece kamerayla kuranlar, berbat ilişkilerini iyileştirmek yerine mükemmel gösteren vasat çiftler. Yaşamayı değil, paylaşılacak anlar yaratmayı seçerler. Görüntülenme ve beğeni sayısıyla kendilerine değer biçenler, kendine sahte imaj çizen zayıf iradeliler. Bir de bu güruhu elindeki telefonlarıyla izleyip, zenginin basmasını ipekli sanan normal insanlar. Güç bela baş ettikleri zorluklarla gerçek yaşamı deneyimliyorlar. Gözlerine sokulan sözde ışıltılı hayatları imrenerek, iç geçirerek izliyorlar, sessizce tanıklık ediyorlar? Ya sonra orada görülen sahte mutluluklar, başarılar, estetik güzellikler, kendi olması gereken hayatlarını sıradanlaştırıp, kendilerini eksik ve yetersiz hissetmelerine neden olmuyor mu? Peki ama gerçek olan ne? Hangisi gerçekte var? Hayatlarını ifşalayanlar mı, kendi gerçekleriyle yüz yüze yaşayanlar mı? Kim bilir, belki onlar gerçekten yoklar.
DEMET BİLDİŞLİ










